İnsan biyolojik bir canlı olarak dünyaya gelmekle birlikte aynı zamanda psiko-sosyal bir varlıktır. Yaşamını diğer insanlarla bir arada sürdürme ihtiyacı ve eğilimindedir. Bu sosyal gelişime paralel olarak oluşan irili ufaklı insan topluluklarının arasında en önem arz eden oluşumlardan biri ise şüphesiz ailedir. Aile kurabilmek için, genellikle insanlardan yaşamlarını kiminle paylaşacaklarına karar verebilmeleri ve sorumluluk üstlenebilmeleri beklenir. Bu oluşumu uyumlu bir şekilde sürdürebilmenin temelinde ise, doğru eş seçiminin yapılması ve evlilik öncesinde bir takım bilgi ve becerilerin kazanılması bulunmaktadır.

Evlilik öncesi ilişki döneminde bireylerin, hem kendilerini tanımaları hem de partnerinin özelliklerini, beklentilerini, ortak noktalarını ve sorunlarını nasıl ele aldıklarını analiz etmeleri önemlidir. İnsanlar geçmiş yaşantılarından kazandıkları deneyimlerle farklı alışkanlıklar ve davranış biçimleri geliştirirler. Evlilik sürecinde zaman zaman kişilerin kazanmış oldukları bu alışkanlıklar ve davranış kalıpları, çatışmaların doğmasına neden olabilmektedir. Bu sebeple evlilik kararı almadan önce çiftlerin birbirlerini tanımaları ve anlamaları önem arz etmektedir. Tüm bunların yanında eşlerin ailelerinin de sosyo- kültürel özelliklerinin, evliliğin sürekliliğini, uzun soluklu olmasını önemli ölçüde etkileyebileceği unutulmamalıdır. Toplumumuzda genel kabul görmüş olan nişanlılık ve söz dönemleri de bu sürece hizmet etmektedir.

Evliliğin ilk yılları, evliliklerin geleceği üzerinde belirleyici bir role sahiptir. Geçtiğimiz 10 yılda yapılan araştırmalar, evliliklerin %50’sinin ilk 5 yıl içerisinde bittiğini göstermektedir. İlk 1 yıl içinde biten evliliklerin sayısı ise her geçen gün artmaktadır. Evlilikte romantizmin ve iletişimin en güçlü dönemlerini de içeren bu yıllarda, bireylerin ilişkide daha özenli davranmaları; ileride karşılaşılacak sorunların çözümünde kolaylık sağlamaktadır. Birbirleriyle etkileşimlerini koruyabilen, ilişkilerini etkileyen konularda fikir birliğini sağlayabilen ve yaşadıkları problemleri yapıcı bir şekilde saptayabilen ve çözüm yolunda adım atan çiftlerin evliliği, uyumlu evlilik olarak tanımlanır. Bu uyum, çiftlerin sorunları saptama ve çözmede beceri geliştirmelerini kolaylaştırmaktadır. Ve dolayısıyla yaşadıkları memnuniyeti ve mutluluğu da arttırmaktadır.

Evlilikte mutluluğu sağlamak çiftlerin ilişki kurma becerileri ve sorun çözme biçimleriyle ilişkilidir. Evlilikte dört önemli boyut vardır. Bunlar; eşlerin birbiriyle uyumu, kişilik özellikleri – davranış kalıpları, yakınlık dereceleri ve sorunu ele alış biçimleridir. Bu alanlarda eşlerin birbirlerine yaklaşım biçimi, evlilikten aldıkları doyumun da belirleyicisi olacaktır. Evli çiftlerin yaşadıkları problemleri kategorize edecek olursak;

  • Eşlerin birbirlerine duydukları saygının azalmasıyla ortaya çıkan çatışmalar,
  • Eşlerin ekonomik alanda, bütçe ayarlama konusunda yaşadıkları sıkıntılar,
  • Eşlerin birbirlerine zaman ayıramamaları, eğlenememeleri,
  • Çatışmaların yarattığı hayal kırıklıları ve çökkünlük hissi,
  • Eşlerden birinin ailesine aşırı bağlılık duyması veya sorumsuz olması,
  • Mevcut olumsuz duyguyu değiştirecek alkol, madde arayışları,
  • Fiziksel veya duygusal istismar vb. öğeleri içeren profiller karşımıza çıkmaktadır.

Bu gibi durumlar bireyleri evlenmiş olmaktan pişmanlık duymaya ve baskı altında hissetmeye başlamalarına zemin hazırlamaktadır. Evlilik, tek başına yaşanan bir süreç olmadığından bu gibi problemler yaşanmaya başladığında kişilerin çözüm arayışına girmeleri ve duygularını birbirlerine ifade edebilmeleri çözüm aşamasında önemli bir rol üstlenmektedir. Bazen bu çözüm aşaması çiftlerin tek başlarına üstesinden gelemedikleri bir süreç haline gelir. Bu gibi durumlarda çift terapistlerine başvurmak çözüm sürecini hızlandırıcı ve kolaylaştırıcı etkiye sahip olabilmektedir.

 

Uzm. Psk. Sema Tekin