Engellenme, incinme veya gözdağı karşısında gösterilen saldırganlık tepkisi anlamına gelen öfke, tüm diğer duygularımız gibi; yerinde ve zamanında kullanıldığında sağlıklı bir yapılanmadır. Kaldırabileceğimizden fazla zorlandığımızda, hayatımızda önemli bir yer teşkil eden sorunlarımızı uzun süre ihmal ettiğimizde, başa çıkabileceğimizden fazlasını yüklendiğimizde, haksızlığa uğradığımıza inandığımızda; hayatımızın üzerindeki kontrolümüzü yitirdiğimizden endişelenir ve çözüm yolu arayışına gireriz. Bazen bu arayış çıkmaz sokakta son bulur. Böyle durumlarda kendi kendimizi koruma ihtiyacımız ön plana çıkar ve zaman zaman öfkelenerek işlerin yolunda gitmediği, tıkandığımız yönünde mesajlar veririz.

Günlük hayatın işleyişinde karşılaştığımız sorunlar, yaşam tarzımız, olayları algılayış biçimimiz zamanla sinirlerimizde yıpranmalara neden olur. Bu yıpranmışlık, hayatımızı etkilemeye başladığında, davranışlarımıza da yansır. Böyle durumlarda yıpranmışlığımızın da etkisiyle gerçek ya da hayali bir zarar görme endişesi geliştirebiliriz. Bu endişeyi geliştiren kişi, intikam ve cezalandırma duygusuna kapılarak savunmaya geçer ve kendini korumaya alır. Bu evrede öfkelenerek yaşadığı bu duyguyu kendisinden uzaklaştırmaya çalışır. Unutmamak gerekir ki öfke birikimle ilerleyen ve öğrenilen bir süreçtir. Sadece öfkelendiğimiz anı değil, o ana kadar biriktirdiklerimizi de temsilen ortaya çıkar. Kişi hayatını etkileyen, tahammül sınırlarını zorlayan olaylara karşı esneme payını yitirdiğinde, karşılaştığı diğer olaylarda daha agresif bir tutum sergileyebilir. Bu tutum zamanla günlük alışkanlıkların içinde yer edinmeye başladığında kişi kendisini veya çevresini öfkesiyle kontrol etmeye çalışıyor ve bir süre sonra hayıflandığı öfke içeren davranışlarından bağımsız yaşayamaz hale geliyor.  Haliyle kişinin sesini öfkesiyle duyurmasına alışan çevresi de onu sadece bağırıp çağırdığında duymaya başlıyor ve kişinin ilişki normali öfkeli davranış kalıpları çerçevesinde şekilleniyor.

Öfkenin günlük hayatta birçok şeyi ifade etmek için kullanılması, aslında bir duygu hali olan öfkeyi bir davranış biçimine dönüştürebiliyor maalesef. Öfke de tüm diğer duygularımız gibi tek başına ham yaşanan bir duygu değildir, nasıl yaşanan bir keder içinde bir tutam umut, mutluluk ise kaybetme korkusu içeriyorsa; öfke de içerisinde endişe, üzüntü, korku gibi duygular içerebilir. Elbette bu duyguların davranışlarımızı da etkilemesini bekleriz. Burada önemli olan nokta kişinin öfkelendiği durumun ve onu hangi hissin tetiklediğinin farkında olmasıdır. Farkında olmayan kişi; eşini merak ettiğinde yaşadığı endişeyi, kızı düştüğünde yaşadığı korkuyu, yaşadığı asıl duyguyu maskeleyen bir diğer duygu olan öfkeyle ifade etme eğiliminde olacaktır.

Öfke duygusunu davranışa dönüştürmeden bir süre öncesinde yaşadığımız bazı fiziksel belirtiler vardır. Bu belirtiler kişiden kişiye değişmekle birlikte gerginliğimizin bedenimizdeki yansımasını fark etmemizi, dolayısıyla öfkeye dönüştürmeden önlem almamızı kolaylaştırır. Bu belirtiler kişinin elleriyle oynaması, yumruğunu sıkması, bacağını sallanması, dudağını ısırması gibi çeşitli şekillerde gözlenebilir. Kişi bedenindeki bu tür gerginliğini yansıtan değişikliklere dikkat ederek öfkenin çıkışından hemen önce öfke kontrol egzersizleriyle kendini sakinleştirebilir.

Özetleyecek olursak, öfkenin kullanımındaki temel sorunun, öfkenin varlığından ziyade, kontrol edilememesi sebebiyle kişinin ya da çevresindekilerin hayatını olumsuz yönde etkileyecek boyutta yaşanması veya saldırganlık, şiddet içeren bir davranış haline dönüşmesidir diyebiliriz. Bu noktada öfke kontrolü çalışma ve yöntemlerine başvurmak yerinde olacaktır. Öfke kontrol çalışmalarında hedeflenen kişinin yaşadığı öfke duygusunu yaşanabilir, sağlıklı seviyede; işine yarayan yanlarını kullanabileceği, zarar veren taraflarından uzaklaşabileceği düzeyde yaşayabilmesidir.

 

Uzm. Psk. Sema Tekin